Murat Gülsoy 

Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık 25 Aralık 2025

Kitap kulübümüz 2025 yılının son günlerinde on sekizinci okuma kitabı olarak belirlediğimiz Büyü Bozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabı konuşmak üzere yine Bistro’da bir araya geldi. Daha önce hep yüz yüze gerçekleşen yazar buluşmamız nu sefer internet tabanlı olarak gerçekleştirildiğinden söyleşiyi iki bölüme ayırdık. Birinci bölümde okuma sürecine, ikinci bölümde ise yazarken nelere dikkat edilmesi gerektiğine odaklandık.

Hazırlık sürecinde heyecanımıza küçük bir tedirginlik de eşlik ediyordu. İlk kez Zoom üzerinden bir söyleşi yapacaktık ve yaşanabilecek en ufak bir teknik aksaklık tüm akışı etkileyebilirdi. Bu nedenle katılımcıları önceden bilgilendirdik; isteyen bulunduğu yerden, isteyen Antik Sahaf Bistro’ya gelerek söyleşiye katılabilecekti. Olası sorunları en aza indirgemek için saatler öncesinden hazırlıklara başladık, provalar yaptık. Bu aşamada bizden desteğini esirgemeyen Özden Korulu hocamıza teşekkür ederiz.                                            



Söyleşi saati yaklaştığında Bistro’da bulunan katılımcılarla birlikte toplantının yapılacağı alt kata indik. Dijital bir buluşmaya hazırlanıyor olmak, bu toplantıyı diğerlerinden ayıran önemli bir ayrıntıydı. Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra Murat Gülsoy da yayına bağlandı. Kısa bir selamlaşmanın ardından, Remzi Korhan’ın kolaylaştırıcılığında ilk sorumuzu yönelttik.

Söyleşinin ilk dakikalarında, tüm hazırlıklara rağmen küçük teknik aksaklıklar yaşandı; ancak bunlar kısa sürede aşıldı. İlerleyen dakikalarda söyleşinin ritmi oturdukça hem biz hem de konuğumuz açısından daha rahat bir akış yakalandı. Murat Gülsoy’un söyleşiden keyif aldığı, verdiği yanıtların açıklığından ve sorularla kurduğu ilişkiden açıkça hissediliyordu. Bu noktadan sonra, başlangıçtaki tedirginlik yerini heyecanlı ortak bir sohbete bıraktı.

Okuma, yazma, hikâye oluşturma, klasikler ve edebî merak etrafında şekillenen bu söyleşide öne çıkan bazı düşünceleri aşağıda başlıklar hâlinde derledik.


“ETKİLEYEBİLMEK İÇİN ETKİLENEBİLMEK LAZIM”



Okumaktan keyif aldığımız kitaplar, yazma hevesimizi canlı tutar. Okurda “Ben de güzel şeyler yazabilirim” duygusunu uyandırır. Bu nedenle bir romanı ya da öyküyü okurken, onu önce teknik açıdan çözümlemek yerine, bende bir etki bırakıp bırakmadığına bakarım. Eğer etkilenmişsem, ardından teknik ayrıntılara geçerim; kurguya, kullanılan yöntemlere dikkat ederim. Okurken kendime şu soruyu sorarım: “Bu kitapta beni etkileyen şey neydi?” Bu sorunun peşinden gitmek hem okuma hem de yazma isteğinin canlı kalmasını sağlar.


“ASIL HEVES İŞİDİR”

Yazmanın daha çok yetenek işi olduğu sıkça dile getirilir. Bu konudaki düşüncesini sorduğumuzda Murat Gülsoy, oldukça net bir yanıt verdi: “Asıl heves işidir.” Ona göre yetenek, çoğu zaman sonradan gelir. Bir işe karşı heves yoksa, ne kadar yetenekli olunursa olunsun, o iş sürdürülemez. Öte yandan, yeteneği sınırlı olan biri bile hevesle ve emekle birçok şeyin üstesinden gelebilir.

Yetenek elbette önemlidir; ancak neden değil, sonuçtur. Yazmak için önce heves gerekir. “Yazmak salt yetenek işidir” diyenlerin bu görüşü, çoğunlukla yazıya dışarıdan bakmanın sonucudur. Ciltler dolusu, güçlü kurgularla örülmüş kitaplara bakıldığında, bunları ancak olağanüstü yetenekli insanların yazabileceği düşünülür. Oysa yazıya içeriden bakıldığında, bu sürecin tutku ve süreklilik gerektiren bir heves işi olduğu daha net görülebilir.


YAZMAK ÖĞRETİLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?

Resim ve müzik gibi sanat dalları nasıl eğitimle öğrenilebiliyorsa, yazmak da eğitimle geliştirilebilir. Herkes yazmayı öğrenebilir; ancak bu, herkesin kolaylıkla iyi yazabileceği anlamına gelmez. Tıpkı resim ya da müzik eğitimi alan herkesin iyi bir sanatçı olamaması gibi.

Eğitim almak önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Yazmayı bir tutku hâline getiren, bu işe zaman ayıran ve düzenli olarak okuyanlar daha sağlam bir yol alır. İyi yazmak için iyi eğitimlerin yanı sıra nitelikli okumalar yapmak da gerekir.


“NEDEN YAZIYORUZ, GERÇEKTEN BİLMİYORUZ”

Yazmanın nedenine dair sorulara pek çok yazarın farklı ama birbirine yakın yanıtlar verdiğini biliyoruz. Sait Faik “çıldırmamak için”, Marquez “can sıkıntısından”, Orhan Pamuk ise mutsuz olduğu için yazdığını söyler. Bu soruyu Murat Gülsoy’a yönelttiğimizde ise net bir cevapla karşılaşmadık.

“Neden yazıyoruz?” sorusunun kesin bir karşılığı yok. Gerçekten bilmiyoruz. Ancak hem yazma eylemi hem de ortaya çıkan öykü ve romanlar, bizi bu bilinmeyen soruya biraz daha yaklaştırıyor. Gülsoy’un ifadesiyle, yazı bizi içimizde gizli, karanlık bir yere doğru götürüyor; her yeni metinle o yere biraz daha yaklaşıyoruz.


“BİRLİKTE YAPACAĞIZ, BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ”

Söyleşiyi, kitap kulübünün ve Antik Sahaf’ın kurucusu İsmail Kün’ün yönelttiği bir soruyla sonlandırdık: “Her şeyin bu kadar değersizleştiği bir ortamda, edebiyat geleceğe nasıl kalacak?” Murat Gülsoy bu soruya şu yanıtı verdi: “Bunu birlikte yapacağız, birlikte başaracağız. Bu bireysel bir şey değil. Ben kolektif çabaya inanıyorum. Rekabetçi kapitalist sistem içinde birbirimizle yarıştığımızda, yalnızca doğuştan ve aileden şanslı olanlar kazanır.”


SONUÇ

Murat Gülsoy’un Büyü Bozumu: Yaratıcı Yazarlık kitabı üzerinden yürüttüğümüz bu sohbet, yazmanın yalnızca bireysel bir uğraş değil; paylaşım, süreklilik ve birlikte düşünme gerektiren bir süreç olduğunu bir kez daha görünür kıldı. Etkilenmenin, hevesin ve kolektif çabanın altı çizilirken, yazının her seferinde bizi kendimize doğru çağıran bir alan açtığını hissettik.

Kitap kulübü olarak bu tür buluşmaların, yalnızca okuduklarımızı değil, okuma ve yazma biçimlerimizi de dönüştürdüğüne inanıyoruz. Bu söyleşi hem geride kalan okumalarımıza hem de önümüzdeki buluşmalara dair düşünme isteğimizi canlı tuttu. Bundan sonra da edebiyat etrafında bir araya gelmeye, birlikte düşünmeye ve yazının açtığı soruların peşinden gitmeye devam edeceğiz ve tabi ki bütün bunlar sadece hayata güzel bir şekilde tutunmak amacıylaydı.