Mayıs
ayının ilk haftası yazdan ödünç alınmış sıcak bir gün ve kulübümüzün 9. Okuma
kitabı İncirlik Yazı’ını yazarı Taçlı Yazıcıoğlu konuşuyoruz.
Kendisine ilk olarak sıcağa övgü düzen ilk sayfayı proloğu soruyoruz. Hani şu
cümleyle biten “Sevmeyene, hırpalayana, yüz vermeyene daha çok düşer ya gönül,
öyle aşığızdır ona. Gelsin istemeyiz, gelmeyince de bekleriz. Sarıp sarmalasın,
hiç yanımızdan ayırmasın, yaktıkça yaksın ki, her şerden arındırsın”
![]() |
İlk kitabı Hep Sondan Başlar’ın da adı gibi sondan
başladığını söylediğimizde ise, kitabı birkaç anlatıcı üzerinden üç kez
yazdığını en sonunda bir tarihten, biraz geriye giderek o zamanlar 11 yaşında
olan Belgi’nin gözünden anlatmanın yerinde olduğuna karar verdiğini söylüyor. Burada
kitabı biraz hatırlayalım.
Kitap 1995 Adanasında başlıyor. Anlatıcımız
Belgi büyümüş avukat olmuş ve Hikmet abisinin yanında staja başlamış. Günlerden
bir gün, geçmişi hatırlıyor ve bizi de yanına alarak 1983’e götürüyor. 6
Haziran Adananın kavurucu sıcağı…
Bir sorumuz da buradan geliyor: neden yaz? Pandemi
günlerinde bir 6 Haziran’da Adana’ya gelirken romanın da böyle başlaması
gerektiğini düşündüğünü ifade ediyor.
Anlatmaya devam ediyoruz. O yıllarda İncirlik üssünün etrafında Amerikalı
askerlerin mesken tuttuğu sokaklarda başlayan bir aşk sonrasında yaşanan bir
cinayet. İstanbul’dan gelmiş öğretmen bir anne Vildan, İncirlik üssünde çalışan
bir baba İsmail ve 16 yaşında ablaya (Alin) sahip bir ailenin en küçük kızı
Belgi… O yılların Adanasında İngilizce konuşabilen nadir ailelerden olmanın
gururu ile karşı dairelerine taşınan David ile hayatlarının değişimi… David ve
onun yakın arkadaşı Cemal… Cemal Belgi’nin ablası Alin’e ilgi duymaya başlar.
Eser Apartmanı sakinleri ve Adana eşrafı için bu hoş karşılanmayacağı gibi
zamanla yaşanılan olaylar. Darbenin ardından gelen yasaklar henüz çok yeniyken sıcak
adana gecelerinde sinema salonlarında yasaklanan filmler, Yaşar Kemal ile ilk
tanışma, bir cinayet ve Anadolu insanının naif yaşamına dair anılar. Ve kitaplar…
Romanda bütün bunları, 11 yaşındaki kız
çocuğunun gözünden okuyoruz. Ayrıca İncirlik hava üssünün Adana’daki sosyolojik
ve kültürel dönüşümü nasıl şekillendirdiğini, delikli tuğla ile havalanan
apartman merdiven sahalarını, açık bırakılmak zorunda kalan evleri ve tabi ki
onların (Vildan’ın ilk zamanlarda çok şaşırdığı) demir kapıları ve iç kapıları
açık evleri.
İyi yazarlar okurlarını başka yazarlara götürürler” diye bir cümle okumuştum bir yerde. İncirlik Yazı’nda da Taçlı Yazıcıoğlu bizi, Kemaller’ in yanında Kaçakçı Şahan’la Bekir Yıldız’a, Bülbülü Öldürmekle Hurper Lee’ye vb. birçok yazara götürmekle birlikte belleklerimizde Yaşar Kemal ve Orhan Kemal anlatılarında kalmış Adana algımızı günümüze yaklaştırması açısından ayrı bir önem taşıyor İncirlik Yazı.
Ve şu alıntıyla bitirmek isterim bu
irdelemeyi, “Bitmiş gitmiş bir hikâye bu, ta orada kalmış. Neredeyse unutulmuş.
Impala çarpsa, tekmelense, alsa satılsa kaç yazar. Ölüler onları hatırlayanlar
kadar yaşar. Herkes birliktir bu işte, içi dağlansa da hiçbir şey olmamış gibi
yapar.
Etkinliğimize katılan katılamayan, kalbi bizlerle olan herkese sonsuz teşekkürler...

