Yavuz Ekinci - Aziz


Öyküleriyle 2005 yılında Haldun Taner, 2008 yılında da Yunus Nadi Ödüllerine layık görülen Yavuz Ekinci, 24 Mayıs 2025 Cumartesi günü Kulübümüzün 10. Yazarı olarak yeni kitabı Aziz ile konuğumuzdu.

Ekinci, kulübümüzün 10. Konuğuydu fakat biz onu, ilk kitabı Meyaser’in Uçuşu, 2004 yılında Cadde Yayınları’ndan çıktığından bu yana biliyor ve takip ediyorduk.

Öykülerinde dışlanmış, toplum kenarına itilmiş insanların yaşam mücadelesine yer veren Ekinci edebiyatını inşa ederken, yine kendi coğrafyasında yaşamış insanların trajedilerine, uzun bir savaş ve çatışma döneminin tanıklıklarına geniş ölçüde yer vermiştir. Roman ve öykülerinde inanç dünyası ile mistik ögeleri de kullanarak yazınını oluşturan Ekinci, edebiyatımızın toplumsal gerçekçi kanadında yerini gün geçtikçe sağlamlaştırmaktadır. 

Kitabın kulübümüzce okunduğu mayıs ayı boyunca gerek, kulüp içinden gerekse de dışından yapılan yorumlar medya hesaplarımızda geniş yer buldu. Hatta dostumuz Ümit Aslan hocamız, önce kitaba yaptığı desenleri paylaştı. Ancak bununla yetinmeyen Aslan, kitaptaki bir sahnenin tablosunu yapınca etkinlik günü sevgili üyemiz Murat Çeliker ile Ekinci’yi havaalanından alınca Tarsus’a girer girmez, Ümit Hocanın atölyesinin bulunduğu eski evler sokağında bulduk kendimizi… Söyleşi sonunda Ümit Hoca’nın tabloyu Ekinci’ye hediye etmesi de telefonlarımızın galerilerinde yer tutacak özel anlardan biri olacaktı.

Önceki romanı Belki de Dünyanın Sonundayım’ da, hanedan coğrafyasında, taht için karşı karşıya gelen babalarla oğulların, diğer kardeşlerle mücadelesini odağına alıp iktidar mücadelesinin de izini sürerken son kitabı Aziz’de “Ben; tutkumun, hırsımın ve trajedimin eseriyim. Benim gibi biri hikâyesini asla anlatmamalıydı” diyerek aslında kitabının mottosunu ilk satırdan veriyordu. 

Romanın kahramanı Aziz Mirzade, dedesi ve babası gibi, hırslı ve tutkulu bir koleksiyonerdir. Keşfettiği ve ünlenmesinde katkı sunduğu ressam Timur’un intiharıyla birlikte onun da hayatı çok farklı bir şekilde değişecektir.

Timur’un intihar etmeden kısa bir süre önce Dante’nin İlahi Kamelya’sını yeniden yorumlayarak ortaya koyduğu üç eserden haberdar olan Aziz, kendisine hiç haber vermeden böyle bir çalışma yapmasına bir anlam veremez ve buna içerler. Tuvale resmedilmek yerine, kendisinin dışında kimliğini hiç kimsenin bilmediği üç farklı insanın sırtına dövme olarak işlenmiş eserlerdir bunlar. Aziz bu durumu öğrendikten sonra bu üç kişinin peşine düşer. Roman bu aşamada bir yanıyla polisiye ve bir yanıyla aşk macerasına dönüşecektir. Ayrıca İlahi Komedya bağlamında Cennet, Cehennem ve Araf temaları etrafında dolaşırken insan hayatı ile sanat arasındaki karmaşık ilişki ağı içinde hissederiz kendimizi bu sayfalarda.

“İnsanın bir konunun haklılığına gönülden inanmasından daha güçlü bir duygu yoktur. İnanıyorsanız sizi ne ahlak değerleri ne dinin yasakları ne de yasalar durdurabilir. İnanan birini ancak ölüm, yolundan alıkoyabilir,” diyen Ekinci, roman boyunca kahramanı Aziz’in yaptığı tüm eylemlerin temeline inancı yerleştiriyor. İnancın ve tutkunun ahlak, din ya da yasaların ötesinde nasıl bir güç oluşturduğunu vurgulayan Ekinci, romanı bu yönüyle de yalnızca resim sanatı üzerine bir kitap olmaktan çıkararak evrensel bir temaya büründürüyor.

Söyleşi sırasında üslup bahsinin konuşulduğu bölümde Ekinci, grotesk ögelerle bezenmiş ve absürtlüğün gerçeklikle iç içe geçtiği bir dünya sunduğunu; böylece romanda, hem sanatsal hem de felsefi yoğunluğa ulaştığına işaret ediyordu. Aziz Mirzade karakterini yalnızca bir koleksiyoner olarak değil, aynı zamanda kendi iç dünyasında çatışmalar yaşayan, tutkusu ve hırsı arasında gidip gelen bir figür olarak kurguladığını da sözlerine ekliyordu.

Söyleşinin burasında Murat’ın “Leonardo’nun Yahuda’sı” kitabında İsa’nın Son Yemeği’ni deşen Leo Perutz, o son yemekteki kötülüğün simgesi Yahuda’ya koca bir şehrin çarşı-pazarında yüz ararken; “Bu dünyada zaman zaman ihanet ve kötülük etmeden ayakta kalarak eserine hizmet edebilen kim var ki!” dediğini hatırlatarak söyleşiye başka bir boyut getiriyordu.

Hatice Hoca, bedenindeki nakışları bir sır gibi saklayan ve asla ifşa etmeyen yaşlı bir bilge kadının terbiyesi ile büyüyen Aziz’in sonraki yıllarında dövmenin iz sürücüsü olmasının ilginçliğini vurgulayarak söyleşiye katılıyordu. Kütahya’dan sorduğu soruyla etkinliğe katılan Kübra ise, kitabın bir üçleme olabileceğini belirtiyor ve Timur’un intiharı meselesinin doğalmış, sanki bekleniyormuş gibi anlatıldığını belirterek sorusunu soruyor. Timur neden İntihar etti?

Ekinci, ilerde bir devam romanı yazıp yazmayacağını bilemediğini ve şimdilik romanın bittiğini söylüyor ve Timur’un intihar meselesini de, romanın esas derdini yani hırslarımız ve tutkularımız yoğunlaşmış dikkatin dağılabileceği için fazla uzatmadığını söylüyordu. O sırada salondan gelen peki “Davut’u gömdükten sonra yolda rastladığı kirpiyi veterinere götürmesine ne diyeceksiniz, böyle bir cinayeti işleyen biri yolda karşısına çıkan bir hayvanı veterinere niye götürürsün?” Yazarımız bu soruya da kahramanı Aziz’in, tutku ve inancının dışında, insani duyarlılıkları da olduğuna dikkat çekmek istediğini belirtiyordu.


Söyleşinin son bölümünde ise, güneş ile başlayıp çarkla biten 26 simge (dag) , kitabın her bir bölümünün sonuna yerleşerek romana ayrı bir görsellik de katmış olduğu bütün katılımcıların ortak görüşü olurken “27. Dag nerede?” diye sorduğumuzda ise Ekinci’nin cevabı, “27. Dag sizsiniz” diyordu.

Yaklaşık üç saat süren söyleşi sonunda konuğumuz kitaplarını imzalarken, henüz bir yılını doldurmadan hemen her hafta başka bir etkinlikle dolup taşan, binası eski kendisi yeni Bistromuz yine güzel bir etkinliğe ev sahipliği yapmış olmanın haklı gururunu yaşıyordu.