onu sevdiğim zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
onu sevdiğim zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kemal Varol - Onu Sevdiğim Zamanlar 1 Kasım Cumartesi

1 Kasım Cumartesi günü konuğumuz, kulübün 15. okuma kitabı olan “Onu Sevdiğim Zamanlar” isimli kitabın yazarı Kemal Varol’du. Yaşadığımız toprakların acısını, barışa özlemini, eksik bir şarkının hafızalardaki yankısını, bağıra bağıra gelen suskunluğunu, yurdundan edilen insanların çaresizliğini, aşkı ama daha çok yoksulluğumuzdan akrabalığımızı anlatan Varol’la kulübün dönem moderatörü Çiğdem Korçak konuştu.

Bistro terasında başlayan ve iç salonda devam eden söyleşi, kitabın çağrışımlarıyla hatırlanan benzer yaşanmışlıkların paylaşılmasıyla zenginleşirken, keyifli atışmalara da sahne oluyordu. O sırada fotoğraflar çekiliyor, yeni tanışmalar gerçekleşiyor, uzun zamandır görüşmeyenler hasret gideriyordu. Edebiyat dostlarının katılımlarıyla zenginleşen etkinlik, Varol’un kitaplarını imzalamasıyla sona ererken bize de aşağıdaki izlenimler kalıyordu. Buyurun...

Ben işi acı edebiyatına vardırmak niyetinde değilim.

Bu kitabın kısmen benim hayatıma benzeyen bir tarafı var. 13-14 yaşlarında insanların takır takır öldürüldüğü bir coğrafyada büyüyorduk. Tabiri caizse kıyamet kopuyordu etrafımızda. Korkudan ne yapacağımı bilmezken edebiyata sığındım. “Kitap okursam bana karışmazlar, gözaltına alınmam” diye düşünüyordum. Mesleğe başladığım yıllarda sendikalıydım. Fakat hiçbir eyleme katılmadım. Tek bir slogan atmadım. Kitapların güvenli ortamında huzur buldum. O yaşlarda böyle düşünüyordum. Kütüphanede büyüdüm fakat dışarıyı da gözlüyordum. İnsanların birbirlerini acımasızca vurduklarına şahit oluyordum. Başka bir deyişle kayıt tutuyordum. Sonra kendiliğimden bir görev edindim ve gördüklerimi yazmam gerektiğini düşündüm. O çocuk o yaşlarda sustu ama sonra gördüklerini yazma gereği duydu. Evet, acı edebiyatı yapmak istemedim ama gördüklerim şahit olduklarım o kadar acıydı ki, onları yazınca acı yazmış oldum.

Popüler bir yazar değilim.

Popüler yazar olsaydım okurun merakını diri tutmak için uzatmadan hemen konuya girerdim. Ben kadim yazarların izinden gitmeye çalışıyorum. Küçükken bizim eve hikâye anlatıcıları, dengbêjler gelirdi. Onlar dili iyi kullanır ve hikâyeleri uzun uzun anlatırlardı.  Anlatılarında dolambaçlı yollara girip çıkarlar ve anlatacakları hikâyeler için ortam hazırlarlardı. Dinleyicileri sıkmamak için hikâyeleri ballandıra ballandıra anlatır ve merakları tam tavan yapmışken hikâyeyi kesip, kalanını ertesi güne bırakırlardı.  Onlar edebiyatımın başlangıcını oluşturdu. Bütün kitaplarımda böyledir. Esas anlatacağıma geçmeden çeşitli anlatılarla okuru hazırlamak isterim. Bazı hikâyelerin sırasının gelmesi gerekiyor anlatılması için.

 Onu Sevdiğim Zamanlar’ın kahramanı Haw romanımdan bu yana size el sallıyordu.

Bazı hikâyelerin yazılması için zamanının gelmesi gerekiyor. Çocukluğumdan bu yana acı hikâyeler biriktiriyorum ve bunlar yazılması için sırasını bekliyor. Kederli yaşlarımdayım yazarak kendimi sağaltıyorum. Gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarım beni kederli yapıyor. Ölümler, ayrılıklar, göçler ve istemsiz yolculuklar kitaplarımın temel konusunu oluşturuyor. Bu da ister istemez kitaplarımı birbirinden haberdar kılıyor. Örneğin Onu Sevdiğim Zamanlar’ın kahramanı, Haw romanımdan bu yana size el sallıyordu. Jar ve Haw romanlarım hariç bütün romanlarımda bir otogar vardır ve bir otobüse el sallayan 13-14 yaşlarında bir çocuk hep vardır. Tam da Kenan’ın abisini askere uğurladığı an gibi. Ben o olayı yazacağımı 10 sene önceden biliyordum. Bazen hikâye yazılmak için sırasını bekler.

Sahici bir derdiniz varsa yazarsınız.

Yeni bir yayınevindeyim ve yayınevi benden kitap yazmamı bekliyor. İyi bir yazar olup olmadığımı bilmiyorum ama çalışkan bir yazarım. Biriktirdiğim ve beslediğim hikâyelerden hangisi için yeterliliğe ulaşırsam onu yazarım.

Paris’te iki gün kaldım.

Çok fazla yurtdışına çıkmadım. Çıktığım zamanlarda da sadece bir gece kaldım. Fakat Paris’te iki gün kaldım. Orada otelin penceresinden gördüğüm birkaç mekân kalmıştı zihnimde. Romanda bu mekânlara yer verdim. Diğer ayrıntılar için de tabi ki Google’dan yararlandım. Orada en uzun zaman geçirdiğim yer ise, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın yattığı mezarlıktı. Oraya çok uzun zaman ayırdım ve romanda orayı yazarak selamlamak istedim.


Göç meselesini yazabilmem için romanda bir Geri Gönderme Merkezi’ne ihtiyacım vardı. Dünyanın birçok yerinde bulunan merkezlerden biri olabilirdi fakat ben Paris’te bulunanı yazmak istedim. Çünkü Paris bir sanat kentiydi ve bir sanat kentinde böyle merkezin olması bana ironik gelmişti.

Söyleşinin sonrasında kitaplarını imzalandığı sırada Varol, yüzüne yayılan yorgunluk izlerini tebessümleriyle engellemeye çalışırken, son zamanlardaki hastalığından söz ediyor ve imzayı erken bitirmeye çalıştığı her halinden belli oluyordu. Son imzalanan kitaptan sonra etkinlik nihayete erdiğinde Kemal Varol’a davetimize icabet ettiği için teşekkür ediyor ve acil şifalar dileyerek uğurluyorduk.