Mahir Ünsal Eriş – Tatil Kitabı 28 Eylül 2025
İlk kitabı “Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde” ile tanıyıp
sevdiğimiz Mahir Ünsal Eriş, bu sefer bizi 80’li ylların o karanlık, puslu,
baskıcı fakat mutlu günlerine götürdüğü “Tatil Kitabı”yla tekrar konuğumuz
oldu. Kitap Kulübümüzün 13. kitabı olarak okuduğumuz Eriş’in kitabı, o yılları
yaşayanlar için bazı durumlarda nostalji olarak da okundu, dersem abartmış
olmam.
80’li yılların karanlığında, sıkıyönetim koşulları altında geçen 3-4 aylık sürecin en küçük kahramanı 8 yaşındaki Münevver, kitabın okunma süreci boyunca kulübümüzün maskotu olarak sevildi ve kollandı. Koca Hala ise evin en renkli ve vefakâr kişisi. Mahallenin anası aynı zamanda Münevver’in hamisi olarak çıkıyor karşımıza. Öyle ki bizim tarafımızdan da sevildi ve sanki bizim de hamimizdi ve bir sokak öteden komşumuzdu.
Etkinlik günü öğle saatlerinde, dönem moderatörü sevgili
arkadaşımız Sevra Simge ve Boray ile beraber buluştuğumuz Eriş’le henüz yemek
yerken konuşmaya başlıyoruz Münevver’i, Koca Hala’yı, Almanya maceramızı ve
tabii ki 12 Eylül’ü.
Bistroya vardığımızda kulüp dostlarımızı bizi bekler
buluyoruz. Terasta biraz dinlendikten sonra sevgili Simge ve Eriş söyleşi
masasında yerlerini alıyor ve sözler günün kahramanına dönüşüyordu. Bize
kalanlar da bu sayfada hayat buluyor.
Her yazar, kendini
yazarak başlar...
“Çocukluk ve gençlik hatıraları yazarın güvenli sahalarıdır
ve edebiyat, yazara bu anlamda geniş olanaklar sağlar” diyordu. Yazdığım her
hikâyenin içinde yer alan herkeste kendimi tek tek görmek isterim. İçine dönük
bir mizacım vardı ve hep tek başıma takılır, bir köşede arkadaşlarımın beni
almadıkları oyunlarını izler hayallere dalardım. Günü geldi ve o hayaller
hikâyelere dönüştü.
Hayatlarımız
birbirine görünmez bağlarla bağlı
Münevver'in hikâyesi; üzerine defterler doldurduğum, uzun
uzun düşünüp dertlendiğim bir hikâyeydi. Ancak onu anlatırken Hala’yı, Rüstem’i
vs. gerçek hayatta olduğu gibi anlatmalıydım. O devrimci çocuklar, hani romanda
İbo’nun arkadaşları diye geçen çocuklar. Onlar da o kasabada yaşıyorlardı ve
çok da güzellerdi. Bir daha öyle bir kuşak gelmedi.
Ben ayrıntıları
seviyorum
Diğerleri romanımda, Anadolu’nun taşrasından büyük
hayallerle fakat maceralı bir yolculuktan sonra İstanbul’a gelen orta düzey bir
işletme müdürünün bu göç yolculuğunda yaşadıkları ve İstanbul’da başlarına
gelen doğaötesi olaylarla, köşkün karanlıkta kalan yüzleriyle de karşılaşmasını
anlattım. Bu hikâye hep aklımda duruyordu. Eski konaklar, yalıların eski
sahipleri ve onların yaşantıları merak ettiğim konulardandı ve Öbürküler’ de bu
hikâyelerin devamı niteliğinde oluştu.
Feminist edebiyat
Osmanlı da bile vardı.
Feminist edebiyat, Osmanlıda bile vardı ve var olmaya da
devam edecek. Biz erkekler rahatsız olsak da Feminist edebiyat hep olacak.
Erkeklerin yüzdürdükleri gemide bir çatlak var ve hep olacak. Kadınlar buradan
erkeklere rağmen sızmaya çalışacak zamanla da bu çatlak büyüyüp gemiyi
batıracak. Sonra da diyeceğiz ki “Arkadaşlar hadi gelin birlikte bir gemi
yapalım.” Romanlarımda ve hikâyelerimde kadın karakterleri hep önde tutmaya
çalıştım. Dikkat ederseniz erkek karakterler hep geri plandalar.
Ben politik bir
insanım; ben bir sosyalistim
Sosyalist kimliğimi saklayacak değilim. Ben bir sosyalistim.
Bunu saklayacak da değilim ama yazdığım şeyler de siyasi değil. Öyle olmasını
da istemem. Öyle bir hüviyete de bürünmek istemem. Siyasi şeyler yazmıyorum ama
siyasi kimliğimi de saklayacak değilim. Benim kitabımı herkes okusun. Yazdığım
her şeyle devrim mücadelesine bir taş da ben koyayım diyemem. Haddim de değil.
Ancak ne kadar saklarsam saklayayım bir yerden sırıtır o.
Kitaptaki İbo karakteri için bir şeyler söylemek isterim:
Ben hiçbir zaman devrimcilere laf ettirmem. Solcusunuz sağcısınızdır,
seversiniz sevmezsiniz ama devrimcilerin idealistliğini adanmışlıklarını
sorgulayamazsınız. Türkiye tarihi, 12 Eylül’ü tecrübe etmiş kuşak gibi bir
kuşağı bir daha hiç bir zaman görmedi. Her zaman devrimciler oldu. Muhalif
ideolojinin her alanında devrimciler hep oldu. Fakat 12 Eylül devrimci kuşağı
gibi bir kuşak, öyle sevgiyle bağlı fedakâr kuşak bir daha hiç gelmedi. Zaten
12 Eylül de bu kuşağı biçmek için tasarlanmış bir şeydi. Böyle olunca da bir
taraf onları fazla şiirselleştirerek, bir taraf da fazlaca kahramanlaştırarak
pasifize etti. Bir başka taraf da onları cani gibi ev basıp çocuk kesen
terörist gibi bir şey olarak gördü. İki görüşe de düşmemek çok zor. Doğru ya da
yanlış ikisine de isterseniz kanıt bulabilirsiniz. Ben o kuşak devrimciler için
şöyle bir şey seziyorum. Kitabın geçtiği dönemlerde yani İbo ve arkadaşlarının
sokakta olduğu günlerde Marksist klasikler henüz yeni çevrilmiş olduğundan
yaygınlaşmamış. Dolayısıyla o kuşak yani İbo ve arkadaşları teorik açıdan henüz
olgunlaşmamış. Fakat yardımsever ve cesurdular daha önemlisi memleketlerini
seviyorlardı. Bir daha öyle bir kuşak gelmedi. Bugün muhalif guruplara bir
bakın, hemen hepsinde en az bir kişi 12 Eylül kuşağındandır
Bizde toplumal travma
yaşanmaz.
Toplumsal Travma denen şey bizde, toplumsal olayların bireylerde yarattığı travmadır. Depremler, katliamlar olur; biz, bir iki ay üzülür, bir iki ay anar, bir iki ay düşünür sonra da unuturuz. Ülke tarihinin en büyük ve en geniş alanını etkileyen deprem ilk aylarda ülkece çok konuşulmuş ancak sonra o çadırlarda, konteynırlarda yaşayanlar kendi kaderine terk edildi.
Bizde Batı refleksi gelişmez. Mesela ben Londra’da
yaşıyorum. Burada İngilizler, 1.Dünya Savaşı’nın bitimini sağlayan ateşkes
anlaşmasını unutturmamak için, her Kasım ayının ikinci pazar gününde yakalarına
metal ya da plastikten yapılmış gelincik rozetleri takıp geziyor. Bizim toplum
olarak olayları sindirme alışkanlığımız yoktur. Gezide ölen gençlerin hiçbiri
30 yaşını görmedi. Ali İsmail hariç; şimdi kaç kişi anıyor Medeni’yi, Abdullah
Cömert’i, Etkem Sarısülük’ü. Ali İsmail
için ailesi vakıf kurmasaydı o da unutulanlar kervanına katılırdı kesinlikle.
Ülkenin ağır koşulları, yitirilmiş çocukluk ve dahi güngüne
yiten umutlarımız gibi hiç de iç açıcı olmayan konulara rağmen hayli eğlenceli
geçen sohbet sonrasında sevgili Eriş’in kitaplarını imzalamasıyla etkinlik sona
ererken randevular alınıyor, son kadehler masaya bırakılıyor ve kulüp
dostlarımız bir sonraki etkinliğin buluşma planını düşünüyordu.
Simge’nin özenli ve titiz çalışması da günün unutulmazları
arasındaydı. Bütün bu özverili çalışmasından dolayı Simge’ye teşekkür ederiz.











.jpeg)
.jpeg)